Yazar: Senem Düvencioğlu        

28.10.2017     15:23:12


Edirne'de Güzel Bir Gün

Edirne merak ettiğim bir şehirdi. Osmanlı İmparatorluğuna başkentlik yapması, coğrafi konumuyla tarihte önemli bir yere sahip olmasıyla ve doğasıyla insanı hayran bırakan bir şehir. Biz günü birlik olarak gezdik lakin beğendiğiniz yerlerde daha uzun süre oturmak, keyifle çay içmek için bir gece konaklamalı da kalabilirsiniz. Gezimize ilk olarak Balkan Şehitliğinden başladık.

Balkan Şehitliği ve Mehmet Şükrü Paşa Anıtı

Balkan Savaşı’nda Bulgarlara karşı Edirne’yi zor koşullar altında Şükrü Paşa Komutasında savunan, esir düşen, eziyet gören, aç bırakılarak ölüme terk edilen askerlerimizin ve sivil halkın anısına yapılmış bir şehitlik. Tabyalar müze olarak düzenlenmişti.

Çok değerli bir komutan olan Mehmet Şükrü Paşa’nın işgaller sırasında verdiği nasihati de ne kadar onurlu olduğunu gösteriyor; “Düşman hatları geçtikten sonra ölürsem, beni mezara koymayın etimi itler ve kuşlar, çeke çeke yesinler. Fakat; müdafaa hattımız bozulmadan, şehit olursam, kefenim, lifim, sabunum çantamdadır. Beni, bu mahale gömeceksiniz ve gelen nesiller, üzerime bir abide dikecekler.”

Edirne Sarayı (Saray-ı Cedid Amire)

Edirne’nin fethinden sonra Sultan I. Murat tarafından 1365’te bu bölgeye saray yaptırılmış. Daha sonra II. Murat tarafından Tunca adasını da kapsayan ikinci bir saray daha yapılmış ve bu sarayı Fatih Sultan Mehmet zamanında büyütülmüş. Bu yeni sarayın adı Saray-ı Cedid-i Amire, diğer ilk yapılan saray ise Saray-ı Atik adıyla anılmaya başlanmış. Asıl saray İstanbul olduktan sonra buradaki saray cephane ve ganimet depolamak için kullanılmış. 1877’de Osmanlı-Rus savaşı sırasında Rusların Edirne’ye yaklaşmalarından dolayı, zamanın valisi Cemil Paşa (Osmanlı ordusunun savaşlarda kan dökerek kazandığı ganimetler bize yaramayacaksa, işgalcilerinde eline geçmesin düşüncesiyle) sarayı ateşe verdirip büyük oranda saray yıkılmış ve şuanda da az bir bölümü ayakta. Saraydan günümüze az sayıda yapı kalmış. Bunlar asarında; Babüssade, Cihannüma Kasrı, Kum Kasrı Hamamı, Adalet Kasrı, Fatih köprüsü, Kanuni köprüsü, Av köşkü, su maksemi. Bu yapıların bazıları onarılarak varlığını sürdürmekte bazıları da harap bir şekilde durmakta. Eski kaynaklara göre sarayda 117 oda, 21 divanhane, 18 hamam, 8 mescit, 17 kapı, 4 kiler, 5 mutfak, 6 köprü bulunmaktaymış. Önemli bir kültür mirasımız olan saray TBMM Başkanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Bahçeşehir Üniversite’sinin kurumsal ilgi ve destekleriyle kazı, restorasyon ve koruma çalışmaları yapılmış.

Adalet Kasrı

Mimar Sinan’ın şaheseri olan Adalet Kasrı 1562 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmış. Selçuklu mimari tarzında olan kasr zamanında kararnamelerin alındığı, bakanlar kurulunun olduğu ve divan heyetinin toplandığı bir yermiş.

Sultan II. Beyazid Darüşşifası ve Tıp Medresesi
Ülkenin her tarafında imar çalışmalarına büyük önem veren Sultan II. Beyazid Amasya, İstanbul ve Edirne’ye önemli eserler kazandırmış. Türkiye’de ve Avrupa’daki kütüphanelerde onun mührünü taşıyan sayısız yazma eserin bulunması kültüre verdiği önemin de bir göstergesi. 1484 yılında Edirne’ye geldiğinde, şehrin ileri gelenlerinin kendisine bir darüşşifa (hastane) ihtiyacından söz etmeleri üzerine, bu isteği haklı bularak büyük şehir ve geleni gideni çok olduğu Edirne’ye, içinde darüşşifanın da olacağı bir külliye yapılmasını emretmiş. Bu bağlamda sağladığı maddi ve manevi imkanlarla bu külliye 4 yılda tamamlanarak hizmete girmiş.

Darüşşifada akıl hastalarına uygulanan müzik ve su sesiyle yapılan tedavi ise çağının en önde ve iyileştirici tedavileri arasında yer almakta. İçeri girdiğinizde o ruhu hala hissedebiliyorsunuz ve insana rahatlık ve huzur veriyor. Evliya Çelebi burada yapılan müzikle tedavi hakkında demiş ki; ‘Merhum ve Mağfur Bayezid Veli Hazretleri Vakfiyesinde hastalara deva, dertlere şifa, divanelerin ruhuna gıda ve def-i sevda olmak üzere on adet hanende ve sazende gulam (genç erkek) tayin etmiş ki, üçü hanende, biri neyzen, biri kemancı, biri musikarcı, biri santurcu, biri çengi, biri çeng santurcu, biri udcu olup haftada üç kez gelerek hastalara ve delilere musiki faslı ederler. Allah’ın emriyle, nicesi saz sesinden hoşlanır ve rahat ederler. Doğrusu musiki ilminde neva, rast, dügah, segah, çargab, suzinak makamları onlara mahsustur. Ama zengule makamı ile buselik makamında rast karar kılsa insana hayat verir. Bütün saz ve makamlarda ruha gıda vardır.’

Farabiye göre musiki makamlarının insan ruhuna etkileri;

Rast makamı: neşe ve huzur duyusu verir

Rehavi makamı: sonsuzluk düşüncesi verir

Kuçek makamı: hüzün, elem, keder duygusu verir

Büzürg makamı: korku duygusu uyandırır

Isfahan makamı: güven duygusu verir

Uşşak makamı: gülme isteği uyandırır

Zirgüle makamı: uyku getirir

Saba makamı: cesaret ve kuvvet verir

Buselik makamı: güç ve kuvvet duygusu uyandırır

Hüseyni makamı: sakinlik ve rahatlık verir

Hicaz makamı: alçak gönüllülük verir

Tıp Medresesi (Medrese-i Etibba)

Osmanlı medreseleri arasında önem rütbesi açısından en üst sırada olan 60’lık medreseler arasında yer alıyormuş (müderrisine (profesör) 60 akça verildiği için bu ismi alıyor). Odaları kare avlunun üç yanını çevreliyor. Toplam 18 öğrenci odası ve bir dershaneden oluşmuş olan medresede avlunun ortasında bir şadırvan bulunuyor. 1652 yılında Külliye’yi gezen Evliya Çelebi medrese ile ilgili şu bilgiyi vermiş: “Medrese-i Etibba ve odalarında talebeleri vardır ki her biri daima Eflatun, Sokrat, Filbos, Aristotalis, Calinos, Pisagor gibi alimlerden bahseden olgun tabiplerdir. Her biri bir fenne yönelip doktorluk ilminde kıymetli kitaplara itibar ederek ademoğullarının derdine deva bulmaya çalışırlar.”

Karaağaç

Öncesinde eski bir Rum köyü olan Karağaç ağaçlıklı sokakları, güzel şirin evleri ve sakinliğiyle Edirne’nin çok güzel bir mahallesi. Orman ve nehirle çevrilmiş bir bölge olduğu için eskiden beri mesire alanı olarak kullanılırmış. 19. yy.’dan itibaren İstanbul’u Avrupa’ya bağlayan tren yolu Edirne’nin Karaağaç mahallesine yapılınca köy daha da gelişmiş, ekonomik anlamda ilerlemeler olmuş, fabrikalar açılmış. Daha sonrada kaza konumuna geçince; kafeler, sinemalar, lokantalar açılmış. Balkan Savaşı ve I. Dünya savaşında sık sık el değiştiren Karaağaç, 1920-23 yılları arasında Yunan işgali altındayken, Lozan Antlaşmasıyla savaş tazminatı olarak Türkiye’ye verilmiş. Burada bulunan tren istasyonu binası Mimar Kemalettin tarafından neoklasik üslupta inşa edilmiş. Şimdi ise Trakya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakülte binası olarak kullanılmakta.

Lozan Anıtı

Karaağaç’ta Prof. Dr. Tamer Başoğlu’nun tasarımı olan bu anıt, betonarme radye temele birbirinden bağımsız 45 derece açı ile saplanan üç sütundan meydana gelmiş. Her sütun ayrı anlam taşımakta. Büyük sütun Anadolu’yu, orta boy sütun Trakya’yı, küçük sütun ise Karaağaç’ı sembolize etmekteymiş. Çember birlik ve beraberliği, genç kız zerafeti ve adaleti, genç kızın elindeki güvercin demokrasi ve barışı, diğer elindeki belge de Lozan Antlaşmasını temsil etmekte.

Meriç Köprüsü

Mecidiye Köprüsü veya diğer adıyla Meriç Köprüsü'nün yapımı 1832'de Edirne'yi ziyaret eden Sultan II. Mahmut'un emriyle gündeme gelmiş. O yıllarda burada ahşaptan bir köprü varmış. Köprünün yapımı bütçe sıkıntıları nedeniyle 1842'de Abdülmecit zamanında başlanmış ve 1847'de bitirilmiş. Köprü bitirildiğinde üstüne kitabe yerleştirilmiş ama Yunan işgali sırasında işgalciler tarafından sökülmüş. Edirne-Karaağaç yolunda, Meriç Nehri üzerinde yer alan köprü 263 metre uzunluk, 7 metre genişlikte, 13 ayak üzerinde 12 sivri kemerli olup yanlara doğru eğimli ve mermer yazıtlı köşkü (seyir köşkü) var.

Selimiye Camisi

Koca Sinan’ın 80 yaşında ustalık eserim diyerek yaptığı Selimiye Cami Osmanlı İmparatorluğunun simgesi olan eserlerden. Şehrin hangi tarafına giderseniz gidin caminin dört minaresini hep görmektesiniz. Buda Mimar Sinan’ın yaptığı eserleri konumlandırmadaki şehircilik yeteneğini göstermektedir.

Cami mimari özelliklerinin yanı sıra ahşap işçiliği (caminin tek parça olan Selçuklu motifli giriş ahşap kapısı), kubbelerdeki işlemeler, çinileri (hünkar mahfili, kadınlar mahfili, minber köşk) ile çok değerli bir eser.

Selimiye Cami, sesin en köşelere kadar gitmesini sağlayan bir akustiğe sahip. Hatta söylenenlere göre bazı kişiler Koca Sinan’ı camide tef çalıyor diye padişaha şikayet etmişler. Bunun üzerine Mimar Sinan’ı huzuruna çağırıp durumu soran padişaha Mimar Sinan ‘caminin akustiğini kontrol etmek için tef çaldığını’ söylermiş. Bu mantıklı açıklama karşısında padişahta bir şey diyememiş.

Üç Şerefeli Cami

II. Murat döneminde yaptırılan cami enine dikdörtgen biçimli ve revaklı avlu ilk kez bu camide kullanılmış. Avlunun dört köşesinde de minareler bulunmakta. Bu özelliğiyle de öncü bir camiymiş. Bir minaresi üç şerefeli ismini de buradan alıyor, bir minaresi iki şerefeli, iki minaresi de tek şerefeli. Her bir minarenin motifi de farklı. Baklavalı, burmalı, çubuklu ve şişhane modelli. Üç şerefeli caminin mimarı için bazı kaynaklar ‘Mimarı Muhittin, ustası Şerafettin.’ diye yazmaktaymış. Üç Şerefeli cami mimaride erken ve klasik dönem arasında yer almakta. Bir çok ilkler denenmiş camide. Selçukludaki çok kubbeliden tek kubbeliye geçiş, orijinal kalem işlemeleri, camiye girer girmez kubbe altında olmak gibi.

Eski Cami – Ulu Cami

1403’te yapımına başlanan caminin mimarı Konyalı Hacı Alaaddin. Osmanlı padişahlarından II. Ahmet ve II. Mustafa’ya bu camide kılıç kuşanma töreni yapılmış. Ayrıca II. Murat döneminde Edirne’ye geldiği rivayet edilen Hacı Bayram Veli’nin camide vaaz vermesinden dolayı duyulan saygıdan vaaz kürsüsü imamlarca kullanılmazmış.



Google+  Google+'da Paylaş
  Edirne, Osmanlı İmparatorluğu, başkent, Selimiye cami, Meriç köprüsü, Karaağaç, Lozan Anıtı, Darüşşifa, Tıp Medresesi, Balkan Şehitliği, Edirne Sarayı, Adalet Kasrı, Üç Şerefeli Cami, Eski Cami, seyahat, gezi, tatil

Reklam

  Bu konudaki görüşlerinizi duymak isteriz...